Kamuoyunda geniş yankı uyandıran medyatik davalarda toplumun neredeyse her ferdi bir kanaat edinir. Narin Güran cinayeti dosyası da ülke gündemini uzun süre meşgul eden en somut örneklerden biriydi. Bugün medya odağını yeni gündemlere kaydırmış olsa da adli bilimlerin ve adaletin ilgilendiği acı gerçek değişmiyor: Soruşturmayı karartmaya yönelik adımlar.
Bu yazıda; şüpheli ölümlerin perde arkasında sıkça karşılaşılan aile içi delil manipülasyonu, olay yeri sahneleme (staging) ve adli izlerin karartılması süreçlerini teknik boyutlarıyla ele alıyorum.
Olay Yeri Gerçekten İlk Anki Gibi mi? Bir ölüm olayında gerçeğe ulaşmanın ilk şartı, olay yerini yalnızca ilk görüldüğü haliyle kabul etmemektir. Cesedin pozisyonunun değiştirilmesi, eşyaların kaldırılması, kan izlerinin silinmesi veya ortamın kazaya/intihara benzetilmesi adli bilimlerde "sahneleme" olarak adlandırılır. Ancak unutulmamalıdır ki olay yerindeki her düzensizlik suç göstergesi değildir; sahneleme ihtimali bir isnat değil, bilimsel yöntemlerle test edilmesi gereken bir soruşturma hipotezidir.
Fiziksel Delil ile Beyan Çelişirse Bir aile ferdi olay yerine polisten sonra geldiğini ve maktulün yalnızca nabzını kontrol ettiğini beyan edebilir; ancak tanıklar bu kişinin ellerinin yoğun şekilde kanlı olduğunu ileri sürebilir. Cevaplanması gereken soru şudur: Yalnızca nabız kontrolü, ellerdeki kan miktarını açıklar mı?
Bu sorunun yanıtı tahminlerle değil; kanın damlama, akma, sıçrama veya temas mekanizmaları incelenerek verilir. DNA analizi kanın kime ait olduğunu söyler; fakat kanın oraya hangi hareketle ulaştığını açıklayamaz. Bunun için DNA sonuçları, kan örüntüsü analizi, tanık beyanları ve olay yeri fotoğrafları birlikte değerlendirilmelidir.
Akışkan Kan Tek Başına Ölüm Saati Değildir Ölüm ile müdahale arasında iki saat geçtiği iddia edilen bir olayda kanın akışkanlığı; vücut sıcaklığı, ortam koşulları ve ölüm sonrası değişimler gibi birçok faktöre bağlıdır. "İki saat geçtiyse kan mutlaka pıhtılaşmalıydı" yaklaşımı bilimsel açıdan eksiktir. Nitekim tek bir fotoğraftan veya kan görünümünden ölüm saati tayin etmek yerine, ortaya çıkan soru işaretleri otopsi ve laboratuvar bulgularıyla sınanmalıdır.
Kan İzleri Olayın Hareket Haritasıdır Yataktaki kan göllenmesi, koridordaki damlalar ve maktulün üzerindeki temas izleri olay anının hareket dizisini ortaya koyar:
- Kanama nerede başladı, vücuttaki akış yönü cesedin pozisyonuyla uyumlu mu?
- Zeminde silme, sürükleme veya sonradan kaldırılan bir nesneye ait boşluk var mı?
- Maktulün vücudundaki izler, cesedin ölümden sonra hareket ettirildiğini gösteriyor mu?
Cesedin taşındığı iddiası tek bir bulguya dayandırılamaz; kan akış çizgileri, katılık bulguları ve ölüm lekeleri aynı senaryoyu doğrulamalıdır. Ayrıca fotoğraflarda görülen hijyenik ped, peçete veya peçete benzeri beyaz materyaller ile köpüksü görünümler; ancak adli tıp, biyoloji ve kriminal incelemelerin ortak değerlendirmesiyle anlam kazanır. Açık kaynak bilgileri veya medya röportajları ipucu sağlasa da usulüne uygun alınmış ifadelerin ve maddi delillerin yerine geçemez.
Sonuç: Şüphe Hüküm Değildir, Araştırılmalıdır Panik, yanlış ilk yardım müdahalesi veya olay yerinin korunamaması da delil görünümünü bozabilir. Sahneleme kanaatine ancak farklı bulguların aynı alternatif senaryoda birleşmesiyle ulaşılır.
Masumiyet karinesi soruşturmanın her aşamasında korunmalıdır; fakat bu ilke çelişkili beyanların sorgulanmasına engel değildir. Adli bilimlerin görevi bir kişiyi baştan suçlu ya da masum ilan etmek değil, anlatılan hikaye ile olay yerindeki fiziksel gerçekliği sınamaktır. İnsanlar yanılabilir veya gerçeği saklayabilir; ancak doğru sorular sorulduğunda geride kalan izler gerçeği söyler.
Gerçeğe ulaşmanın yolu şüpheyi büyütmekten değil, şüpheyi bilimsel yöntemlerle sınamaktan geçer.
Mehmet Taşar
Yüksek Adli Bilimler Uzmanı / Kriminal Uzman